Hakikat-sonrası: Derin Bir Sorunun Anatomisi

Hakikat-sonrası: Derin Bir Sorunun Anatomisi

Evren o. Yurttaş

Lee McIntyre’ın çalışmasını adadığı kriz, belki tüm diğer krizleri anlamamıza da olanak sağlayan, anahtar bir kriz: onun deyimiyle, hakikat-sonrası çağa özgü olan şey, gerçekliği bilme düşüncesinin değil bizzat gerçekliğin varlığının hiçe sayılmasıdır.

Çağımız daha şimdiden çok fazla sayıda ada layık görüldü ve önemli bir kısmı “sonrası” kelimesiyle bitiyor: “Fordizm sonrası,” “modern sonrası,” “insan sonrası,” kuşkusuz “Soğuk Savaş sonrası”, nihayet “hakikat-sonrası.” Farklı adları da hatırlayıp listeye ekleyebiliriz. İşler adlandırmaya geldiğinde, kendileri ayrık bir isim olmaksızın önek ya da bir nitelemeyle türetilen adlar genellikle bir geçiş aşamasını akla getirir. Bunun nedeni, bir çağın henüz kendi adını ve karakterini tam olarak bulamaması, daha ziyade bir ayrılmayla işaretlenebilmesinde aranabilir. Yani “modern sonrası” ya da postmodern adı, modernliğin çözülüşünü ama içinden çıkılamayışı, yani eski olan çözüldüğü hâlde yeninin doğamadığı bir kriz durumunu imler. Dolayısıyla, çağımıza yönelik tüm adlandırmaları bir arada düşündüğümüzde, çağımızın süreğen bir kriz çağı olduğunu söyleyebiliriz.
Bu krizlere dair epey yüklüce, yıllarca okusak tükenmeyecek bir külliyat birikti ve birikmeye devam ediyor. Lee Mcintyre’ın kitabı, Hakikat-Sonrası da külliyatın bir parçası. Fakat McIntyre’ın çalışmasını adadığı kriz, belki tüm diğer krizleri anlamamıza da olanak sağlayan, anahtar bir kriz: onun deyimiyle, “hakikat-sonrası çağa özgü olan şey, gerçekliği bilme düşüncesinin değil bizzat gerçekliğin varlığının hiçe sayılmasıdır.” (s. 31) Sorun kuşkusuz epistemolojik, yani bilginin imkânına dair değil, fakat karşı karşıya olduğumuz gerçeklikle kurduğumuz ilişkiye, yani etik ve politikaya dair bir sorundur. Mcintyre’ın çalışması, en temelde, tam da bu etik-politik sorunu katederek hakikat-sonrası manzarayı sorunsallaştırıyor.

Hakikat-sonrası durum: Bilgi ve kamuoyu
Fakat nasıl bir manzaradır bu? Mcintyre bilhassa Donald Trump’ın seçilme sürecini mercek altına alarak, ancak onu önceleyen başka bir dizi fenomene de (yaratılış yanlısı kampanya, aşı karşıtı kampanya vb.) değinerek sorunu ortaya koyuyor. Trump’ın seçim kampanyası ve başkanlığı, olguların alenen inkâr edildiği, hatta bu inkâr çerçevesinde çeşitli “sözde” hakikatlerin icat edildiği bir süreç. En bilinen örnekleri, Trump’ın seçim kampanyası sırasında Obama tarafından dinlendiği ve Hillary Clinton’ın yakında öleceği gibi delil gösterilemeyen absürd haberlerin dolaşıma sokulması. Fakat sorun, böylesi dezenformasyon yaratmaya odaklı bir dizi haberin öne sürülmesi gerçeğinden ziyade, gerçekliğe ilişkin temel bir tutum: “Kişinin kendi konumunu destekleyen olguları işine geldiği gibi kullanıp, desteklemeyenleri bütünüyle reddetmesi, hakikat-sonrası gerçekliğin yaratılma sürecinin olmazsa olmaz bir parçası gibi görünmektedir.” (s. 50) Bu tutum “sigaranın kanser yapmadığı,” “iklim değişikliği gibi bir sorunun gerçek olmadığı” gibi başka kampanyalarda da görülebilir. Kitabın amacı öncelikle bu tutumun muhtevası ile öncüllerini ve yalanların kamuoyu tarafından benimsenişinin mekanizmalarını aydınlatmak.

Yazının tamamını okumak için;
https://t24.com.tr/k24/yazi/hakikat-sonrasi,2337

Menü