Bazıları eşitsizliğin sürmesini istiyor

AKP hükümeti hazırladığı torba yasayla işçinin ayağına bir pranga daha vururken koronavirüs belasına karşı direnen öteki ülkeler yalnızca enkazdan nasıl çıkılacağına kafa yormuyor, geleceğin çalışma hayatının da temellerini atıyor. Örneğin, felaketin en çok etkilediği ülkelerin ön sıralarındaki İspanya’da Ekonomi Bakanı Nadio Calvino, ülkenin “evrensel temel gelir uygulamasına” geçeceğini açıkladı. Öncelikle sosyal adaleti öngören yeni sistem, başka ülkelerin de gündeminde. Peki, nedir evrensel temel gelir uygulaması? Dünya Temel Gelir Ağı’nın kurucusu Prof. Dr. Guy Standing ile konuştuk. İngiliz iktisatçı, “Temel bir geliri olan dönüştürücü bir stratejimiz yoksa korkarım ki 1930’lardaki gibi otoriter tiranlara hızlı bir geçiş gerçekleştireceğiz. Koronavirüs salgını bu tehlikeyi çok daha büyük hale getirir” dedi.

İpek Özbey

– Temel gelir fikri ilk ne zaman, hangi koşullarda ortaya çıktı?

Tarihte bugün anladığımız anlamdaki temel gelir fikrinin, yani mütevazı miktarda bir paranın bir gelir olarak düzenli ödenmesinin hak olmasının izlerini görebiliyoruz. Ben bu izi 1217 Kasımı’ndaki Magna Carta’daki Orman Sözleşmesi’ne kadar sürdüm. Orman Sözleşmesi halkın geçimini sağlama hakkı olduğunu beyan eder.

– Bu bir sosyal koruma politikası mı?

Daha çok ortak adalet, herkes için temel güvenlik ve bir özgürlük mekanizması sağlamak üzere tasarlanmış bir gelir dağıtım sistemi olarak yorumlanmalı.

– Kimine göre bir hayal ürünü. Size “Hayır, değil” dedirten nedir?

Temel gelir, ütopik olmadan mümkündür ve gerçekleştirilebilir. Türkiye dahil her toplum bu uygulamaya geçebilir. Önemli olan, ekonomik güvenliğe yüksek öncelik verilmesidir.

– Temel gelir kimler içindir? Miktar nasıl belirlenir?

Temel gelir fikri, her erkeğe ve kadına bireysel olarak nakit veya eşdeğeri olan miktarın düzenli olarak ve bir hak olarak, yani hükümet tarafından geri alınmaksızın, eşit bir miktarda ödenmesidir. Miktar, devlet tarafından ortalama gelir düzeyine ve fonlama kapasitelerine bağlı olarak belirlenir. Ancak kişisel yaşam standartlarında önemli bir değişiklik yapacak oranda olmalıdır. Çocuklara daha az, mesela yüzde 50 oranında ödeme yapılmasını öngörüyorum, anneye ya da anne ölmüşse vekil anneye yapılabilir. Pratik ve pragmatik nedenlerden dolayı temel gelir, sadece bir ülkede yasal olarak ikamet edenleri kapsamalıdır.

 

– Yani göçmenler dışarıda tutulmalı…

Hayır, bu, devletin göçmenlere veya mültecilere yardım etmemesi gerektiği anlamına gelmez. Onlara başka yollarla yardım edilmelidir.

– Temel gelir, siyasi bir zorunluluk mu?

Bu sistem, etik sebeplerden dolayı arzu edilir. Eğer toplum kişisel mirasa izin veriyorsa, ki bütün toplumlar izin verir, temel geliri, bizden önceki nesiller tarafından tesis ve muhafaza edilmis¸ “kolektif toplumsal servetten bize düşen sosyal kâr payı” olarak düşünebiliriz. Koronavirüs salgınından önce bile küresel ekonomik sistemimiz temel geliri ekonomik olarak zorunlu kılıyordu. Benim görüşüm, ekonomik krizin kapıda, gerçekleşmeyi bekleyen bir felaket olduğudur. Rantiye kapitalizmi, “fikri mülkiyet” de dahil olmak üzere fiziksel ve finansal, tüm mülk sahiplerinin gitgide daha çok gelir elde ettiği, işgücünün ise gelirinin azaldığı olarak ifade edilebilecek bir sistemde yaşıyoruz. Bu sistemde gittikçe düşen ve sabit olmayan reel ücrete mahkûm “prekarya” sınıfı doğmuştur. Eşitsizlikler ve süregelen ekonomik güvensizliğin azaltılmasının tek yolu, herkese eşit olarak ödenen temel bir gelirdir. Koronavirüs salgını, temel bir gelir sisteminin getirilmesini kesinlikle gerekli kılmıştır. Temel gelir sayesinde herkes temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek kapasiteye sahip olur. Salgın sırasında yaşanacak olan hastalık ve ölüm oranı, hastalığın kendisi kadar kötü olacaktır.

– Dünya, küreselleşmeyle bir hesaplaşmaya girdi. 20. yüzyılın gelir dağılımı sistemi iflas mı ediyor, yanlış neredeydi?

Çok kısaca, “The Corruption of Capitalism” kitabımda söylediğim gibi Ronald Reagan ve Margaret Thatcher’ın ortodoks neo-liberal ekonomi ortaklığı ve 1980-1990’daki IMF’nin yapısal uyum stratejisi, milyarderlerin güçlü bir plütokrasisi ve rantiye kapitalizminin yapılarını inşa eden ABD merkezli büyük şirketler için fırsatlar yarattı. Bu bağlamda, eski gelir dağılımı sistemi iflasın eşiğine geldi.

– Kitabın başında şöyle diyorsunuz: Eskiden “sermaye”nin ve “işgücü”nün payına düşen milli gelir aşağı yukarı sabitti fakat biz bu eski mutabakatı kaybettik. Ne oldu da kaybettik ve kaybetmemizin sonuçlarını nasıl yaşıyoruz?

Kısaca ücret oranlarının ciddi anlamda düşmesi, özellikle prekarya sınıfının keskin düşüş yaşaması, bununla birlikte yan haklarını ve evrensel devlet yardımlarını kaybetmeleri… İnsanlar yaşam standartlarını borçla ve kredi kartı ile korumaya çalışmış ve borçları sürdürülemez hale gelmiştir.

– Peki ortaya çıkan tablo popülist siyasetçilerin işine yaradı mı?

Tabii ki, nüfusun büyük bir kısmı yaşam standartlarında düşüş ve daha fazla güvensizlik yaşadığında, bence onlar da popülizmin sirenlerini dinlemeye meyilliler. Bu güvensizliği yanlış bir şekilde “ötekine”, yani azınlıklara, göçmenlere, ırksal azınlıklara, kadınlara, engellilere bağladılar. Donald Trump, bu çizgiyi mutlak sınıra kadar oynadı ve Avrupa’dakiler de onunla aynı yöne gitti.

 

OTORİTER TİRANLARA HIZLI GEÇİŞ

– Türkiye’de çok fazla gördüğümüz bir sistemi sormak istiyorum: Yardımlar… Para yerine kullanılan market çekleri ya da gıda yardımları… Temel gelir sistemi buna karşı mı?

Devlet paternalizmi de dahil olmak üzere hiçbir tür paternalizmden hoşlanmıyorum. Devlet yiyecek vermeye karar verdiğinde, insanların yiyeceklere ve belirli yiyecek türlerine ihtiyaç duyduklarına karar verir. En acilen neye ihtiyacınız olduğunu bilmiyorum ve siz de benim ne isteyebileceğimi bilmiyorsunuz. Devlet paternalizmi her zaman pahalı, verimsiz ve düşük değerlidir. Temel gelir, insanların kendileri için karar verebilmelerini sağlar ve deneylerimiz çoğunlukla ailelerin, çocuklarının ve kendilerinin çıkarları için iyi kararlar aldıklarını göstermektedir. İnsanlara güveniyor muyuz?

– Yeni bir gelir dağılımı sistemi inşa edilemezse bedeli ne olur?

Temel bir geliri olan dönüştürücü bir stratejimiz yoksa korkarım ki 1930’lardaki gibi otoriter tiranlara hızlı bir geçiş gerçekleştireceğiz. Koronavirüs salgını bu tehlikeyi çok daha büyük hale getirir.

– Kitabınızın bir bölümünde Shakespeare’in Kral Lear’ına atıfta bulunuyorsunuz: “Ortadan kalksın bu dengesizlik, Herkes ihtiyacı kadar edinsin artık.” Tüm derdimiz bu değil mi?

Evet, herkesin temel güvenlik ihtiyacı içinde olduğunu anlamalıyız. Bu bir insani ihtiyaçtır ve değeri herkese bağlı olduğu için bir kamu malıdır.

– Temel gelir sistemine kimler karşı çıkıyor, argümanları ne?

Karşı çıkan birkaç farklı grup var. Bazıları eşitsizliğin azalmasını istemiyor, sürmesini istiyor. Çünkü kendilerinin ve kendileri gibi olanların kaybedeceğini düşünüyor. Bu insanlar bencil ve benmerkezciler. Sonra devletin insanların neye ihtiyacı olduğunu ve ne istediğini en iyi bildiğine inanan eski sosyal demokrat soldan muhalifler var. Bazıları ise buna karşı çıkıyor, çünkü “boşuna bir şey veriliyor” diye düşünüyor. Bu son parti en azından ayağa kalkmalı ve kalıtsal bir mülk veya başka bir servet olmaması gerektiğini söylemelidir. Aksi takdirde ikiyüzlü davrandıklarını söyleyebiliriz.

– Bill Gates’in serveti üzerine de bir şerh koyuyorsunuz bu anlamda aslında, değil mi?

Bill Gates’ten bahsetme nedenim sadece 1990’lardaki düzenleyici reformların tekelleşmeye izin vermesiyle milyarlarca dolar kazanmasıydı. Hiçbir zaman zengin olmayan çok zeki insanların daha önceki katkılarından oluşan bir dağa küçük bir katkı yaptı.

 

 

KIZ ÇOCUKLARI OKULA GİTTİ, SOSYAL ADALET ARTTI, ÖZGÜRLEŞTİRDİ

– Pilot çalışmalar dezavantajlı grupların hayatını nasıl değiştirdi?

Kitapta, Kanada, ABD, Finlandiya, İngiltere, Hindistan ve Afrika’nın bazı kısımları da dahil olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerindeki temel gelir pilotlarının tasarımlarını ve sonuçlarını özetliyorum. Her çalışmada kadınlar ve engelli insanlar da dahil olmak üzere savunmasız grupların göreceli ve mutlak konumlarını geliştirdiler. İnsanlar gerçekten dikkate değer kanıtlara bakmalı. Şimdi politikacılarımıza bunu uygulamak için baskı yapmak için zorundayız. Bunu yapmadan, çok büyük bir tehlikede olacağız. Yapabiliriz!

– Bu pilot uygulamaların biri Hindistan’da Madhya Pradesh’te yürütüldü, değil mi?

Evet, uygulamaya sekiz köyden yaklaşık 6 bin kadın, erkek ve çocuk katıldı. Katılımcıların her birine 18 ay boyunca temel gelir sağlandı. Sonuçlarını dört maddede özetleyebilirim. Birincisi, sıhhi temizlikte ve sağlık hizmetlerinde iyileşme oldu. Çocuklar ve yetişkinler daha iyi beslenmeye başladı. İnsanların sağlık durumlarında düzelme, okula devam eden çocukların sayısında ve öğrenim performansında artış görüldü.

– Paralarını akıllıca harcıyorlar mıydı?

Kesinlikle… Hatta, sigaraya ve alkole harcanan para miktarında bir düşüş oldu. İkincisi, sosyal adalet arttı. En çok da engelli vatandaşlara, erkeklere kıyasla kadınlara ve daha üstteki kastlara kıyasla planlı kastların ve kabilelerin üyelerine fayda getirdi. Bütün bu dezavantajlı grupların üyeleri, belki de hayatlarında ilk kez, kendilerine ait bir temel gelire sahip olmuşlardı. Kadınlar ise artık kız çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumdaydı. Okula kaydolan ve devam eden kız çocukların sayısı erkeklerinkinden daha büyük bir artış göstermişti.

– Peki, temel gelir ücretli veya ücretsiz çalışmayı azalttı mı?

İşte üçüncü madde bu. Tam tersine, artırdığı saptandı. Bu sonuç bir tek, ücretli işlerde çalışmak yerine okula gitmeye başlayan çocuklar için geçerli değildi. Pilot uygulamanın sonunda, özellikle kadınların daha çok kıyafet dikme yahut bir örnekte görüldüğü gibi bilezik yapma türünden ikincil ekonomik faaliyette bulundukları saptandı. Oysa geleneksel çalışmalarda, özellikle “birincil” ekonomik faaliyetler üzerinde durulduğunu, ikincil ekonomik faaliyetlerinse göz ardı edildiğini görüyoruz. Genel olarak, temel gelir sağlanan bütün köylerde ekonomik faaliyetler artmış ve bu sayede gelir eşitsizliği azalmıştı. Ayrıca, topluluk pek çok açıdan kalkınmaya başlamıştı. Örneğin, elbirliğiyle bir balık havuzu yapılmış, köyün kanalizasyon sistemini iyileştirmek için kolektif bir girişim başlatılmıştı.

 

 

– Ve dördüncü madde…

En beklenmedik ve bütün bu sonuçlar arasında en umut verici olanı da buydu. Temel gelir bireyler üzerinde özgürleştirici bir etki yarattı, onların kendi hayatları üzerinde daha çok söz sahibi olabilmelerini sağladı. Bazıları borçlarını azaltmayı başardı, bazıları nesiller arası borç köleliğinden kurtulabildi, bir kısmı biraz para biriktirerek yahut ailesinden, komşularından borç alarak yüksek faizle borç veren tefecilere olan bağımlılığını azalttı ve hayatlarında ilk kez kendilerine ait bir geliri olanların çoğu da kendi hayatları üzerinde söz sahibi olabildikleri için toplumsal normlara karşı gelebildi. Örneğin, köylerden birinde yaşayan genç kadınlar büyüklerin ne diyeceğini umursamadan peçelerini çıkarmıştı..

EKOLOJİK ARGÜMAN ESASTIR

– Nesli tükenen türler, delinen ozon tabakası, eriyen buzullar, yükselen sular, kuraklık, fırtına… Ekolojik felaketleri önlemekle temel gelir sistemine geçiş arasında bir ilişkiden söz edilebilir mi?

Temel gelir için ekolojik argüman esastır. Ekonomi ağırlıklı olarak rantiye ekonomisiyse, bu sadece gelir ve servet eşitsizliği anlamına gelmekle kalmaz. “Aşağı sızma etkisiyle” prekaryaya ulaşıncaya kadar çok büyük bir ekonomik büyüme olması gerekmektedir. Bu büyüme ise kaynakları tüketiyor, küresel ısınmayı artırıyor ve tür avcılığı ile tür kaybına yol açıyor. Bu sürdürülemez. Temel gelir, ekonomik büyümenin daha yavaş ve uygulanabilir olmasını sağlayacak, ayrıca insanları sevdiklerimiz, toplum ve çevre için ücretsiz ilgilenmeye teşvik edecektir.

NEDEN GUY STANDING?

1977’de Cambridge Üniversitesi’nden ekonomi doktorası aldıktan sonra emek ekonomisi, işsizlik, sosyal güvenlik ve yapısal düzenlemeler üzerine çalıştı. 1975-2006 arasında Dünya Çalışma Örgütü’ndeydi, 2015’ten bu yana da Londra Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Dünya Temel Gelir Ağı’nın (BIEN) kurucusu ve onursal eşbaşkanı olan Standing, bir referans kitap olarak kabul edilen Prekarya/Yeni Tehlikeli Sınıf ile Temel Gelir kitaplarının da yazarı… “Çalışan yoksullar”, “güvencesiz işçiler” diye tanımlanan “prekarya” kavramını gündeme getiren İngiliz iktisatçının kitabının arka kapağında ünlü sosyolog Zygmunt Bauman’ın şu sözleri yer alıyor: “Standing, kullanım süresi geçen proletarya ve orta sınıf terimlerinin yerine prekaryayı koyarak hedefi on ikiden vuruyor.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Menü