Yatak Sadece Yatak Değildir

Barış Yatağı

John Lennon ve Yoko Ono’nun Vietnam Savaşana tepki olarak 1969 yılında yatakta protesto gösterisi yapmıştı.

Tarih boyunca doğum, ölüm, seks, hikâye anlatımı, uyumak için kullanıldı. v Ancak kimin kiminle, neden ve nasıl yattığı zamana bağlı olarak değişiyordu. Yakın zamanda-İngiltere’de yapılan bir araştırma yatağın en favori mobilyamız olduğunu gösterdi. 

XIV. Louis, Fransa’yı yatak odasından idare etti. İkinci Dünya Savaşı sırasında VVinston Churchill, İngiltere’yi yatağından yönetti. Yolcular, yolculukları sırasında hiç tanımadıkları yabancılarla birlikte yattı, Sanayi Devrimi öncesi pek çok aile aynı yatağı paylaştı. 

Cumhuriyet Cumartesi’ye konuşan Nadia Durrani, Brian Fagan ile birlikte son 70 bin yılı kapsayan çalışmalarıyla ‘yatak’ta adeta arkeolojik kazı yaptı…

 

Dünya Sanal da Olsa Yatağına Dönecek

Çinliler doğumun tehlikeli bir süreç olduğunun farkındaydılar. Ancak yeni annenin kirli/ tabu olduğu söylenirdi. Gerçekte ise kirli olanlar anne dışında geri kalan herkesti. Ancak o zamanlar mikrop teorisi bilinmiyordu. Yine de anne ve bebeği ayrı tutarak mikroplardan koruma sağlamak yine akıllıca bir tepkiydi. Bu karmaşık kurallar arasında yatağın doğum öncesi ve sonrası konulacağı yere dair ve erkek tarafından gerçekleştirilecek özel (sihirli) ritüellere dair kurallar vardı. Bu kurallar nihayetinde insanlara antibiyotik ve modern tıp öncesi günlerde bir kontrol hissi vermeyi amaçlıyordu.

Endüstriyel devrimden önce, Avrupa’da yatak insanların beraber uyudukları sıcak rahat bir yerdi. Baba (veya misafirler) kapı tarafında, anne veya ergen kızlar duvara karşı ve diğer tüm çocuklar da arada uyurlardı. Tarih öncesi insanlar kamp ateşinin etrafında beraber uyurlardı. Anne babaların da bebekleriyle uyurken hissettikleri arkadaşlar ve ailelerle beraber uyumanın getirdiği o gerçek yakınlık ve aidiyet hissini kaybettik bence.

 

XIV. Louis, Fransa’yı yatak odasından idare etti. İkinci Dünya Savaşı sırasında Winston Churchill, İngiltere’yi yatağından yönetti. Tutanknamyn altın bir yatakla birlikte sonsuzluğa göç etti. Zengin Yunanlar öbür dünyaya üzerinde yemek yemek için tasarlanan yataklarında gönderildi. Eskiden yatak genelde sosyalleşme ve birlikteliğin yeriydi. Sanayileşmeyle birlikte mahremiyet de değişti. Yoğun geçen bir mesaiden sonra genelde diğer birçok anonim insanla beraber büyük şehirlerde insanlar evlerinde huzur ve mahremiyet aradılar. Yatakta Neler Yaptık insanlığın yatay tarihini anlatıyor. Kitabın yazarlarından Nadia Durrani ile yatay bir sohbet yaptık.

 

Kitabı ilk ele aldığımda “Yatağın tarihi mi?” demiştim. Ancak ters köşe olup merakımı körükleyen şahane bir kitapla karşılaştım. İki arkeolog olarak Yatakta Neler Yaptık? Yatay Bir Tarih fikri nasıl doğdu?

Bizler insanların geçmişinin tüm yönleri üzerine halka açık seminerler veren ve kitaplar yazan arkeologlarız. Kitabın diğer yazarı Brian Fagan, bir yatak şirketine yatağın tarihi üzerine seminer vermek üzere davet edilmişti. Bu da bize hayatlarımızın üzerinde neredeyse üçte birini harcadığımız yataklar hakkında nasıl kimsenin çıkıp da uzun vadeli tarihçesine dair hiçbir şey yazmadığını düşündürttü. O kitabı yazmamız gerektiğine de tam o an karar verdik.

 

Sosyalleşme yeriydi

Yatak, tarihler boyunca doğum, ölüm, seks, hikâye anlatımı ve uyumak içinde kullanılıyordu. Ancak kimin kiminle, neden ve nasıl yattığı zamana ve yere bağlı olarak değişiyordu. Yatak modern çağda özel ve gizli alana dönüşünce ahlakçılık ön plana çıktı ve tarihi unutuldu. Yatak neden günümüzde önemini kaybetti ve sırlar odasına gömüldü?

Yatak hâlâ bizim için çok önemli. Yakın zamanda İngiltere’de yapılan bir araştırma yatağın en favori mobilyamız olduğunu gösterdi. Fakat yatağın hâlâ mahrem bir yer olduğu konusunda kesinlikle haklısınız. Eskiden yatak genelde sosyalleşme ve birlikteliğin yeriydi. Mahremiyetin değişmesinin sebebi sanayi çağı ile bağlantılı. Sanayi Devrimi’ne kadar mahremiyet herhangi bir insan topluluğunda öncelik değildi. Mahremiyetin gelişmesinin birçok sebebi mevcut ancak en önemlisi, Sanayi Devrimi’yle insanların büyük şehirlerde yaşamaya ve fabrika, ofis gibi işyerlerine gitmek üzere evden çıkmaya başlamış olması. Aniden iş hayatı ile ev hayatı arasında bir ayrım yaşandı. Yoğun geçen bir mesaiden sonra genelde diğer birçok anonim insanla beraber büyük şehirlerde insanlar evlerinde huzur ve mahremiyet aradılar.

 

Zengin yüksekte uyur

Son 70 bin yılı kapsayan toplumsal tarihte yatak sonsuz zaman içinde sonsuz çeşitlilik göstermiş. Neler değişti?

Yatak daha büyük topluluklarda neler olup bittiğini yansıtır. En büyük değişiklik son 5 bin yılda medeniyetlerin oluşmasıyla yaşandı. Medeniyetlerin yükselişe geçmesiyle zengin ve fakir arasında çok büyük bir sosyal ayrım görmeye başlıyoruz. Bu ayrım da genelde yatağa yansıyor. Çoğu zaman zenginler ayaklı, yerden yüksek yataklarda uyumaya başladılar. Örneğin Mısırlı Firavun Tutankhamun’un çok sayıda, özenle oyulmuş ayaklı yatağı vardı. Ancak yoksul Mısırlılar doğrudan yerin üstünde, basit uyku matlarında uyumaya devam ettiler. Yerden yüksekte uyumanın her zaman zenginlikle bir bağlantısı olduğu ise doğru değil… Mesela sultanın dahi alçak yatakta uyuduğu Osmanlı sarayında yüksek yataklar bilinmiyordu. Ancak her durumda zenginlerin yatakları daha gösterişliydi ve bu da temel fark oldu.

 

Medeniyet uzaklaştırdı

Dünya savaşında Winston Churchill İngiltere’yi yatağından yönetip Adolf Hitler’i mağlup edecek planlan bile yatağından kurmuşken günümüzde yatak neden sadece yatılacak yer olarak biliniyor?

Bu yine Sanayi Devrimi ile alakalı. Endüstriyel çağ beraberinde lamba ışığını ve fabrika/ofis/tren zaman çizelgelerini de getirdi. Aniden artık işe belli bir saatte gitmek zorundaydık ve yapay lamba ışıkları da “doğal olmayan bir şekilde” geç saatlere kadar çalışabileceğimiz anlamına geliyordu. Zaman çizelgeleri ve suni ışıklar doğal vücut saatimizi bozdu. Tarihte ilk kez yatar yatmaz uyumaya ihtiyaç duyduk. Halbuki geçmişte belli bir saatte ofiste olmak zorunda değildik ve gece geç saatlere kadar bizi ayık tutan parlak suni ışıklarımız da yoktu. Onun yerine karanlık olduğunda artık yavaşlamaya başlardık ve canımız ne zaman isterse o zaman uyur, dışarısı aydınlanınca da uyanırdık. Doğal ritmimizle çok daha uyumluyduk.

 

Sanal bir seks hayatı

Kraliyet ailesinin sevişmeleri çoğu zaman özenle planlanırmış. Firavunların ve Çin imparatorlarının da cinsel hayatları kayda geçirilirmiş. Saray dışında da insanlar cinsellik konusunda çok daha rahat hareket edebiliyorlarmış. Modernleştikçe muhafazakârlaşıyor muyuz? Mahremiyet anlayışımız mı değişti?

Hem evet hem de hayır. İnsanların kraliyetin seks hayatlarını kayda aldığı ve günlük seksin şu an olduğundan daha az saklı yaşandığı konusunda haklısınız. Örneğin 20. yüzyıl antropoloğu Malinovvski, Jrobriand Adası’nda yaşayanların sekse karşı nasıl rahat bir tutum içinde olduklarını kaydetmiş. Benzer şekilde antik Roma’da da Romalı adamların genelevlerini ziyaret ederken hiçbir utanç veya mahcubiyet duymadıklarını biliyoruz. Ancak şimdi seks hayatlarımızı oldukça mahrem tutuyoruz. Diğer yandan birçok insanın diğer insanları atalarımızın hiçbir zaman yapmadığı şekilde seks izlerken, pornografi yoluyla izlediği kocaman sanal bir seks hayatımız var!

 

Yatakta çalışılırdı

Tutankhamun’dan günümüze kadar değişmeyen tek şey dikdörtgen şekli sanırım. İlk yatak nasıldı?

Dünyanın bilinen en eski yatağı yaklaşık 78.000 yıl öncesine ait. Güney Afrika’daki Sibudu Mağarası’nda bulunuyor. Orada insanlar yataklarını mağaranın zemininin içine gömerler ve sonra da otlarla doldururlarmış (otların bazıları böcek savar özelliğe sahipti). İnsanlar yataklarını örneğin uyumak kadar yemek yemek, alet yapmak gibi birçok farklı aktivite için kollanıyorlardı. Bu mağaralarda yataklar gayet güvenli rahat ve birden çok işin yapıldığı yerlerdi.

 

Peki bu durumda yatak aynı zamanda ebedi istirahatı mı temsil ediyor?

Evet birçok kültür ölülerini ya yataklarına ya da yataklarıyla gömerdi. Örneğin antik Mezopotamya’da insanlar hastaları ölmeleri için özel bir cenaze yatağına taşırdı veya klasik Yunanların elit sınıflarının koltuklarına gömüldüğünü görebiliyoruz. Çoğunlukla mezarlar içinde insanlar sanki uyuyormuş gibi gömülür. Aslında Afrika’nın bilinen en eski insan mezarının içinde uyuyormuş gibi gömülen bir çocuk vardır. Mezar 78.000 yıl öncesine ait ve yepyeni bir keşif aynı zamanda.

 

Gelecekte bizi neler bekliyor?

Elektronik cihazlara daha da tutulacağımızı düşünüyorum. Yataklarımızı sağlığımızı, uykumuzu veya hastalığa dair işaretleri izlemek için kullanmayı isteyeceğiz. Topluluk olarak daha da mahrem olacağımıza inanıyorum. Bilgisayarlara ve sanal dünyamıza daha da yaslandıkça birbirimizden daha da uzaklaşacağız. İronik bir sekide bilgisayar ve telefonlarımız bizi dış dünyaya daha da bağlayacak. Aniden tüm dünya yataklarına her ne kadar sanal da olsa geri dönecek. Geçmişte aile, arkadaşlar ve yabancılarımızla rutin olarak yatağımızı paylaşırdık. İnternet forumlarına gittiğimizde, Twitter ya da Instagram’da bir şeyler paylaştığımızda aslında halihazırda bunu tekrar yapıyoruz.

 

Cumhuriyet Gazetesi / Ebru Dedeoğlu

Kaynak: https://bit.ly/3l2BrlL

 

 

Menü