Uzaya Yataklarımızı da Yanımızda Götüreceğiz

İki arkeoloğun yazdığı, 70 bin yılı kapsayan Yatakta Neler Yaptık? yatağın unutulan büyüleyici tarihini, bugününü ve geleceğini anlatıyor. Yazarlardan Nadia Durrani, kitabın hikâyesini O2’ye anlattı.

 

İkinci Dünya Savaşı sırasında VVinston Churchill, İngiltere’yi yatağından yönetti. XIV. Louis, Fransa’yı yatak odasından idare etti. Sanayi Devrimi öncesi aileler aynı yatakta uyudular, sosyalleştiler. Pek çok kültürde insanlar ölüm döşeğindeki sevdiklerini yatağın çevresinde çember olup öte dünyaya uğurladılar. Eski Yunan’da günler geceler boyu süren şölenler sedirlere uzanarak yapıldı, en güzel şiirler döşeklerde okundu, Güney Afrika’da bulunan en eski yatak örneklerinde yemek kırıntıları saptandı. Uyku uzun süre yatağın işlevlerinden yalnızca biriydi. Ne zaman ki modern çağda yatak özel ve gizli bir alana dönüştü, işte o zaman zengin sosyal tarihi de unutuldu. İki arkeolog, Brian Fagan ve Nadia Durrani, 70 bin yılı kapsayan Yatakta Neler Yaptık? – Yatay Bir Tarih (Tellekt) adlı çalışmalarında; yatağın unutulan büyüleyici tarihini, sürprizlerle dolu geçmişini, bugününü ve geleceğini anlatıyor. Nadia Durrani’ye kitabın detaylarını sorduk.

 

Bu kitabı yazma fikri nasıl ortaya çıktı?

Karşınızda iki arkeolog var, işimiz insanlığın geçmişiyle alakalı her türlü konuda dersler vermek ve kitaplar yazmak. Bir yatak markası, kitabı birlikte yazdığım Brian Fagan’dan, yatağın tarihi konulu bir seminer vermesini istemişti. Bu da bizi hayatımızın neredeyse üçte birini geçirdiğimiz yatağı daha detaylı düşünmeye sevk etti. Kimse bu konuda geniş çaplı bir araştırma yazmamıştı! O noktada karar verdik, yatağın hikâyesini biz yazacaktık.

 

Eski Yunanlar ölülerini şölen yaptıkları döşeklere koyarlardı. Sudan’ın bazı bölgelerinde hâlâ cenazelerde ölüleri yataklarında taşıma geleneği sürüyor

Yatak nasıl oldu da yalnızca uyumak ve sevişmek için kullanılır oldu?

Haklısınız, bugün uyku terapistleri yatağı yalnızca bu amaçlarla kullanmamızı söylüyor. Bu değişim son 250 yılda, yani modern dönemde gerçekleşti. Sanayi Devrimi öncesi yatağa karanlık çöktüğünde, hava soğuduğunda, dinlenmek istediğimizde girerdik. Aileler birlikte uyurdu, yatakta birlikte zaman geçirirlerdi. Sohbet eder, sosyalleşir, hatta çalışırdık yataklarımızda. Güney Afrika mağaralarında bildiğimiz anlamdaki en eski yatak örneklerine baktığımızda yemek artıklarını, işçilikte kullanılan aletlerin kalıntılarını görüyoruz. Aromatik yapraklar serpmişler yataklarına böceklerden korunmak için, yani yatak güvende oldukları, rahat ettikleri yerlermiş. Peki şimdi? Doğrusu yapay ışığın icadıyla artık çok geç saatlere kadar ayaktayız. Bir yandan da erken uyanmak zorundayız! Uykumuzu almak zorundayız! Bu da yatağı tamamen uykuya odaklı, sessiz, kişiye özel bir yer haline getirdi.

 

Yatak ve ölüm bağını nasıl açıklamalı?

Ölüm ve uyku arasında müthiş bir bağ var, tarihte pek çok kültürde insanların ölülerini yataklarıyla gömdüğünü biliyoruz, cenazelerinde de bedenleri yataklarında taşıma geleneği çok yaygın. Mezopotamyalılar ölmek üzere olan kişileri özel bir yatağa taşır, yanma da boş bir sandalye koyarlardı, böylece ruh bedenden çıktığında sandalyede oturabilecekti. Eski Yunanlar ölülerini şölen yaptıkları döşeklere koyarlardı. Sudan’ın bazı bölgelerinde hâlâ cenazelerde ölüleri yataklarında taşıma geleneği sürüyor. Ancak Batı’da ölüm söz konusu olduğunda yatağın rolü değişime uğradı. Önceden ölüm döşeğinde kişinin etrafını sarmak önemliydi, yapayalnız bir ölüm korkunç görülürdü. Arkadaşlar, aileler, çevreniz son ana kadar yanınızda olurdu. Şimdiyse hastane yataklarında ve çoğunlukla yapayalnız ölüyoruz.

 

Peki ya şölenler? Sedirlere, yataklara uzanarak saatler boyunca yenilen, içilen, sohbet edilen zamanları nasıl kaybettik?

Kayıtlardaki en eski mağara yataklarını inceleyince bile görüyoruz, insan yatakta yemek yemeyi sever! Eski Yunanlar, Romalılar yataklarında şölenler yapardı. Bu özel geleneğin İran kültüründen geldiğini biliyoruz. 19. yüzyıldan önce evin her odasının pek çok işlevi vardı. Şimdiyse her odanın tek bir işlevi var. Banyoda duş alınır, mutfakta yemek pişirilir, yatak odasında uyunur… İşlevleri birbirine karıştırmanın hatalı, çirkin, hatta yoksulluk göstergesi olduğunu düşünüyoruz. Oysa bu bakışın ne kadar saçma olduğu, yatakta kahvaltı fikrine hepimizin bayılmasından belli!

 

Geleceğin yatak kültüründe bizi neler bekliyor, öngörüleriniz nelerdir?

Kapsül yataklar, daha az alan kaplayan döşekler, akıllı yataklar… Geleceğin arkeologları bol bol uyku aplikasyonu, akıllı saatler ve uyku takip programları görecekler. Yataklar daha akıllı hale gelecek. Yataklarımızı kullanarak sağlık durumumuzu daha iyi takip edebileceğimizi düşünüyorum yakın gelecekte. Hatta kısa vadede yataklarımızın olası hastalıklarımızın ilk işaretlerini algılayacağını düşünüyorum.

 

Uzay çağında yatak desem neler söylersiniz? Uzay yolculuklarımıza yataklarımızı da götürecek miyiz?

Kesinlikle! Uzaya yataklarımızı da götüreceğiz. Astronotlar şimdiden uzay yataklarını kullanmaya başladı. Uzay bilimindeki her türlü gelişme yatak alanındaki gelişmeleri de tetikleyecek!

 

İdeal yatak büyük olmalı

Tüm araştırmalarınızın sonucunda, ideal yatak sizce nasıl olmalı?

Eğer yapabilirseniz, büyük bir yatak almanızı öneriyorum. Böylece eski çağlardaki gibi kalabalık uykular çekebilirsiniz! Eğer çocuklarınız varsa sizinle uyumalarına izin verin. Duygusal gelişimleri için inanın çok önemli. İdeal yatak temiz, rahat ve davetkar olmalı. Bütçenizin yetebildiği en iyi yatağa para harcamaktan çekinmeyin! Hayatımızın üçte birini geçirdiğimiz yere biraz sevgi ve özen göstermemiz gerekiyor. İyi uyku demek, iyi yaşam demek!

 

Ölümle uyku arasındaki bağ

Korku edebiyatı ve sinemasında yatak nasıl oluyor da hem huzuru hem de korkuyu simgeleyebiliyor?

Derin uykunun verdiği huzura bayılıyoruz. Diğer yandan uyku aynı zamanda en zayıf olduğumuz zaman! Karanlıkta uyuyoruz. Uykumuzda neler olduğunu bilmiyoruz. Ölümle uyku arasında sürekli bağ kuruyoruz. Mezar taşlarımıza “rahat uyu”, “huzur içinde yat” yazıyoruz. Tüm bu bağlar en iyi (ve en kötü) korku hikâyelerine ve filmlerine de doğal olarak ilham veriyor!

 

Pandemi yatakta çalışmayı hatırlattı

Salgın tüm hayatımızı değiştirip dönüştürdü, neredeyse iki yıldır evlerimiz aynı zamanda ofislerimiz. Yatak da ofis masamız oldu mu bu süreçte?

Komik ama gerçek, pandemi bizi sanayi devrimi öncesine geri döndürdü. Evimizin dışında çalışmayı durdurduk. Uyku saatlerimizi kendimiz belirliyoruz, belki de ömrümüzde ilk kez. Trene yetişmek zorunda değiliz artık! Churchill ve XIV. Louis ülkesini yatağından yönetti. Yatağımızın konforu ve sıcaklığı çalışmak için ideal şartları bize sunuyor. En iyi fikirler gece aklıma geliyor. Şu an yönettiğim Past Worlds adındaki arkeoloji dergimin fikri bir gece rüyamda geldi mesela. Bana özel bir durum değil bu: Mary Shelley Frankenstein adlı eserinin ilham kaynağının gördüğü bir rüya olduğunu söyler. Paul McCartney, “Yesterday” şarkısının melodisini rüyasında gördüğünü aktarır. Benden okurlara bir öneri: Yatağınızın yanında hep bir kalem ve defter tutun. Şahane fikirlerin ne zaman geleceği hiç belli olmaz! Ve yeni mantra önerim: “YÇ,” yani “Yataktan Çalış!”

Kaynak: https://bit.ly/3uu4gf3

Menü